19 Mayıs 2015 Salı

Kararları yüzünden hakim/savcı tutuklanıyorsa hukuk kalmamıştır!


AKP hoşuna gitmeyen hakim/savcıyı tutukluyor
Bürokraside kadrolaşma ülkemizde her zaman bir sıkıntı olmuştur. İktidarın yandaşı olmayan bürokratlar terfi ettirilmemiş, hatta yer yer sürülmekten kurtulamamıştır. AKP ile birlikte buna Yargı da eklendi. HSYK’yı da ele geçirmesinin ardından AKP yargı bağımsızlığını tamamen ortadan kaldırdı ve “Yandaş Yargı”yı kurdu. Artık bir hakim/savcı olarak “yandaş” değilseniz terfi etmeniz mümkün değil, hatta sürgünler yemeyi göze almalısınız.
Fakat AKP bu konuda da çığır açtı ve hoşuna gitmeyen karar alan hakim/savcıları tutuklamaya başladı! Verdiği bir karar yüzünden tutuklanan bir hakim!!! Bu cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir uygulama. 12 Mart ve 12 Eylül’de cuntaların istediği “idam” kararını vermeyen hakimlerin görevden alındığını ve sürüldüğünü biliriz, ama o dönemlerde bile hakimlerin tutuklanması gibi bir olayla hiç karşılaşılmamıştı…
Benzer şekilde 2015 dünyasında da “verdiği karar yüzünden bir hakimin tutuklanması” hiçbir ülkede rastlanmayan son derece sıradışı bir uygulamadır. Bir ülkede bir hakim verdiği bir karardan dolayı tutuklanıyorsa, orada bırakın “yargı bağımsızlığı”ndan söz etmeyi, hukuk bile kalmamıştır… Tayyip Türkiye’sinde artık hakimler ve savcılar karar alırken ve imza atarken “tutuklanır mıyım” korkusuyla davranmak ve bir kez daha düşünmek durumda…
17-25 Aralık’ın intikamı: Tutuklanan polisler
31 Nisan 2015… Bu tarihi bir kenara bir not edin. Bu tarih Türkiye’de hukukun sona erdiği tarihtir. 17-25 Aralık Yolsuzluk operasyonlarının intikamı olarak tutuklanan 75 polis hakkında tahliye kararı veren 2 hakimin tutuklandığı gündür 31 Nisan 2015… Yaşananları kısaca bir hatırlatalım. Bilindiği gibi 17 Aralık’ta Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk soruşturması kapsamında AKP’ye yönelik operasyonlar yapılmış, ucu Tayyip’e uzanan ve oğlu Bilal Erdoğan’ın da şüpheliler arasında yer aldığı 25 Aralık Operasyonu ise AKP tarafından hukuksuz bir şekilde engellenmişti.
Ancak Tayyip sadece 25 Aralık’ı durdurmakla kalmayacaktı. Yeni bir operasyonu engellemek için 250 bin polisli Emniyet teşkilatının üçte birinin görev yeri değiştirildi. İl emniyet müdürlerinin hepsi, daha düşük rütbedeki polis müdürlerinin ise çoğu görevden alındı. Ancak Tayyip bununla da yetinmeyecek ve 17 Aralık’ın intikamını da
alacaktı. Yüzlerce polis ihraç edildi. 17 Aralık operasyonunun planlayıcısı ve uygulayıcısı İstanbul Mali Şube Müdürü Yakub Saygılı başta olmak üzere 75 polis ise tutuklandı.
Tayyip bütün bunları yapmak için Sulh Ceza Hakimlikleri sistemini kurmuş ve bütün tutuklama kararlarını ve bunlara yapılacak itirazları 6 hakimin tekeline devretmişti. Tabii bu 6 hakim “özenle” seçilmişti. Bu 6 hakim, 75 polisi pek çok hukuksuzluk ve usulsüzlükle tutukladı. Bütün itirazları ve tahliye taleplerini ise reddetti. Bu hukuksuzluğa isyan eden polis avukatları “reddi hakim” talebinde bulunmak için bu Sulh Ceza Hakimlerine başvurdular ancak “Biz yetkili değiliz, Asliye Ceza Mahkemelerine başvurun.” yanıtını aldılar. Bunun üzerine, İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi’ne başvurdular ve hakim Metin Özçelik “reddi hakim” talebini kabul ederek tahliyeyle ilgili karar vermesi için dosyayı İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Burada da hakim Mustafa Başer, bir kısmı Temmuz 2014’ten beri tutuklu bulunan 75 polisin tamamı hakkında tahliye kararı verdi. Tabii devreye AKP ve Tayyip girdi. Tahliye kararları uygulatılmadı. Bütün bunlar 25-26 Nisan 2015 gecesi yaşandı.
Mustafa Başer
Bir hafta geçmeden, tahliye kararını veren iki hakim “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek” ve “silahlı örgüt üyesi olmak” suçlarından tutuklandı. Elbette bir hakimi tutuklamak yasalarda ve usullerde bu kadar kolay ve hızlı olamıyor. HSYK’da disiplin soruşturması yapılmalı, bu bir. İkincisi, basit bir “çete” soruşturmasında bile haftalar hatta aylar süren araştırmalar yapılırken. iki hakime “silahlı terör örgütü” gibi çok ağır bir suçlamanın birkaç günde ortaya çıkarılması da usullere ve tabii ki vicdanlara uymayan bir durum. Hakimleri tutuklayacak kadar gözünün karartmış bir faşist rejim elbette yasaları ve usulleri takip edecek değil.
Sonuç olarak Mustafa Başer ve Metin Özçelik, “AKP’nin hoşuna gitmeyen” kararlar aldıkları için, bir hafta içinde jet hızıyla tutuklanmış oluyordu. Bu karar bütün hakimlerin ve savcıların üstünde bir “Demokles’in” pardon Tayyip’in kılıcı”dır. Cesur ve namuslu hakim ve savcılarımız da var elbet, ancak artık hakimlerin ve savcıların bir karar alırken ya da imza atarken bir kez daha düşüneceğinden, belki ellerinin titreyeceğinden, şöyle bir kravatını gevşetip terleyeceğinden emin olabilirsiniz… “MİT TIR’ları”nı aratan savcılar da tutuklandı Tayyip’in hakim ve savcılardan intikam operasyonu bununla da sınırlı kalmadı. Hatırlanacağı üzere 17 Aralık Yolsuzluk
Metin Özçelik
Operasyonu’ndan iki hafta sonra, Ocak 2014’te Hatay’da, 19 Ocak’ta ise Adana’da MİT’e ait olduğu ve Suriye’ye silah sevkiyatında bulunduğu iddia edilen TIR’larda arama yapılmıştı. Daha doğrusu yapılmak istenmiş ancak araya MİT’in girmesiyle arama engellenmişti.
İşte bu arama kararlarını veren 4 savcı; dönemin Adana Cumhuriyet Başsavcısı Süleyman Bağrıyanık, Başsavcı Vekili Ahmet Karaca, savcılar Aziz Takçı ve Özcan Şişman hakkında 6 Mayıs 2015’te tutuklama kararı verildi. Böylece Tayyip, kendisinin belki de Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanmasına neden olacak bir aramanın kararını veren savcılardan da intikamını almış oluyordu…
Dikkatlerden kaçmasın. Adana ülkemizin en büyük illerinden biri. Nüfus olarak 6. sırada. Ve tutuklananlardan birisi Adana’nın Cumhuriyet Başsavcısı. Hukuk üzerindeki “pranga”ların hangi aşamaya geldiğinin bir göstergesi…
17-25 Aralık’ın savcılarına ihraç
“MİT TIR’ları”nı aramak isteyen 4 savcının tutuklanmasının üstünden bir hafta geçmeden bu sefer de 17-25 Aralık operasyonlarının savcıları hedefteydi. 17 Aralık soruşturmalarını yürüten iki savcı Celal Kara ve Mehmet Yüzgeç, 25 Aralık soruşturmasının savcısı Muammer Akkaş ve bütün bu soruşturmalar sırasında “koordinatör başsavcı vekili” olan
Zekeriya Öz hakkında HSYK “meslekten ihraç” kararı aldı. 25 Aralık soruşturmasında şüpheliler hakkında “malvarlıklarına tedbir” kararı veren Süleyman Karaçöl de aynı gün “meslekten ihraç” kararıyla karşılaşmaktan kurtulamadı. İşte yolsuzlukları soruşturmanın, hırsızlıkları ortaya çıkarmanın ve AKP’nin hoşuna gitmeyecek kararlar vermenin bedeli… Tabii, AKP bununla yetinmeyecek. Kısa süre sonra, muhtemelen 7 Haziran seçimlerinden önce, bu 4 savcı ve 1 hakim hakkında tutuklama kararı da bekleniyor. Kim bilir, belki de siz bu satırları okurken çoktan tutuklanmış olurlar.
Hakimler tutuklandıkları duruşmada
Hukuk bitirilirken susan hukukçular, barolar…
Bütün bunlar yaşanırken üzücü olan ise Türkiye’de “muhalif” ve “AKP karşıtı” kimliğiyle de tanınan pek çok hukukçunun sessiz kalması. Bir kısım Baro ve Baro Başkanı da maalesef bu süreci “izleyerek” ya da “çok zayıf eleştiri”lerle geçiştirdi. Halbuki Türkiye’de bütün muhalif kesimlerin hukuk ortadan kaldırılırken ayağa kalkması gerekiyor. AKP faşizminin hukuka saldırısında artık son noktaya gelinmiştir. Hakimler ve savcılar sadece ve sadece aldıkları kararlar yüzünden tutuklanıyorsa bu ülkede hukuktan bahsetmenin de, “hukukçu”yum demenin de, “hukuk” kuruluşlarının başında olmanın da bir anlamı kalmıyor.
Bugün hukukun ortadan kaldırılmasına karşı çıkmayanlar yarın bütün diğer muhaliflerle birlikte Tayyip faşizminin zındanlarına atıldığında “keşke vakti zamanında karşı çıksaydık” diye dizini dövecektir…

(Türk Solu, 17 Mayıs 2015, sayı 485, http://www.turksolu.com.tr/kararlari-yuzunden-hakimsavci-tutuklaniyorsa-hukuk-kalmamistir/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder