1. Ahmedinejad dönemi İran'ın Batı'yla restleştiği bir dönemdi. Humeyni'nin İslam Rejimi nedeniyle ABD ile arası zaten kötü olan İran, AB ile ilişkileri sıkı tutmaya hep gayret etmiştir. Özellikle Fransa ile arasını iyi tutmuştur (Humeyni'nin İslam Devrimi'nden sonra İran'a Fransa'dan geldiğini hatırlatayım). Ancak Ahmedinejad'ın nükleer enerji konusundaki ısrarı AB'nin de tepkisini çekmiş ve böylece İran Rusya ile yakınlaşmıştı. ABD ve AB ise İran'a ambargo uygulamaya başlamış, petrol gelirlerinin yer aldığı banka hesaplarını dondurmuştu.
2. Arap Baharı'yla birlikte İran-ABD çatışması da artmıştı. 2011-2012'de İran ile ABD karşıt taraflardaydı. Özellikle Suriye meselesinde... Şii İran Nusayri (Arap Alevisi) Esad'ı açıkça destekledi, ABD ise Esad'ı devirmek isteyen Sünni grupları...
3. Arap Baharı, ABD'nin de hesaplamadığı bir şekilde devam etti ve İran'ın bölgedeki gücü arttı. Irak'ta Şiiler egemenliklerini iyice tesis ettiler, merkezi yönetimden dışlanan Sünniler ise IŞİD gibi radikal gruplara yöneldi. Suriye'de Sünni gruplar Esad'ı deviremedi. Yemen, Bahreyn, Kuveyt gibi ciddi oranda Şii nüfusun yer aldığı ülkelerde İran yanlısı hareketler güçlendi... İran'ın projesi bir Şİİ HİLALİ oluşturmaktı.
4. 2013 Ağustos'unda İran'da Ruhani Cumhurbaşkanı seçildi. Bu sıradan bir seçim değil, İran rejiminde önemli değişimlerin habercisiydi. Ruhani daha ılımlıydı ve Ortadoğu'da artan İran nüfuzunu ABD ile ilişkileri artırarak sağlamlaştırmak istiyordu. Nitekim Ruhani, Ahmedinejad döneminin ünlü bürokratları hakkında yolsuzluk soruşturmaları başlatarak ABD'ye ilk mesajı verdi. ABD'nin buna yanıtı nükleer enerji meselesinde daha ılımlı yaklaşım oldu.
5. 2014 ve 2015 boyunca İran-ABD ilişkileri kademe kademe gelişti. Hatta Obama, Ruhani'yle telefon görüşmesi yaptı ve böylece 35 yılın ardından iki ülke arasındaki en üst düzey görüşme gerçekleşmiş oldu.
6. Geçtiğimiz günlerde İran ile Batı ülkelerinin imzaladığı nükleer enerji anlaşması Şİİ HİLALİ'nin zaferidir. Artık ABD'nin Ortadoğu'da hakimiyet projesinde esas müttefiki Şii Hilali olacak. İran Şahlık rejimiyle 1970'lerde benzer bir misyonu yürütmüştü. İran'daki molla rejiminin hızla ILIMLI İSLAM'a evrildiğini görebiliriz...
7. Tayyip açısından ise durum son derece sıkıntılı. Arap Baharı'nın başlangıcında ABD'nin kanatları altında emperyal heveslerle Suriye'den Tunus'a bir Sünni Cephesi kurmak isteyen Tayyip'in stratejisi çöktü. Irak'ta Suriye'de, Filistin'de ve Mısır'da inisiyatifi rakibi İran'a kaptırdı. Tayyip gibi işbirlikçi diktatörler için ABD desteğini yitirmek sonun başlangıcıdır.
8. İran meselesinin bir diğer boyutu bugün de basına yansıyan Zencani-Zerrab ilişkisi. Zencani Ahmedinejad döneminde yaşanan ambargonun zenginleştirdiği bir isim. İran ambargo nedeniyle "nakit para" karşılığı satamadığı petrolün ticaretini Zencani'nin yönettiği bir sistemle "altın" karşılığı yapıyor ve ambargoyu bu şekilde deliyordu. Bilindiği gibi Reza Zerrab da bu sistemin Türkiye ayağıydı. 2013 sonunda, yani Ruhani iktidar olduktan ve önceki rejimden hesap sormaya başladıktan birkaç ay sonra hem Türkiye'de hem de İran'da birbirine yakın zamanlarda iki operasyon düzenlendi. Türkiye'de Zerrab, İran'da ise Zencani hedefteydi. Tabii Türkiye'deki operasyon Tayyip'e kadar uzandığı için engellendi. İran'daki ise sürdürüldü. Nitekim bugün Hürriyet'te çıkan bir rapor Zencani-Zerrab ilişkisini belgeliyor. Zerrab'ın 17 Aralık'ta ortaya çıkan pisliklerinin tümünü unuttursanız bile sadece bugün ortaya çıkan rapor AKP iktidarını devirmeye yeter. Çünkü yaşanan sadece Türkiye'yi bağlayan bir yolsuzluk değil, Tayyip'i Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne götürecek kadar ciddi bir suçlama...
9. Sonuç olarak Tayyip hem iç hem de dış politikada köşeye sıkışmış durumda. Kendini Dünya Lideri sanıyor, kimsenin onu iplediği yok. Kendini Başkan sanıyor, AKP'ye oy verenler dışında Cumhurbaşkanlığını bile kabul eden yok...
Saray'ında yapayalnız...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder