3 Ağustos 2015 Pazartesi

AKP’nin “Kürt koridoru”na operasyonu: Kürt devletini durdurmaz hızlandırır

“Kürt Koridoru” kurulurken Tayyip göz yummuştu
Suruç’taki patlama ve bir astsubayımızın IŞİD tarafından şehit edilmesinin ardından Türkiye sınır ötesi harekâta girişti. 24 Temmuz 2015’te başlayan hava operasyonlarında TSK’nın iki hedef vardı: Irak’ın kuzeyinde PKK ve Suriye’nin kuzeyinde IŞİD…
Aynı gün, ABD ile varılan anlaşma gereği, Amerikan uçaklarının İncirlik üssünü kullanarak Suriye ve Irak’ta IŞİD mevzilerini bombalamasına izin verildi. Birkaç gün sonra ABD’ye verilen izin Batman, Diyarbakır ve Malatya askeri üslerinin kullandırılmasıyla genişletildi. Bu satırlar yazılırken Türkiye’nin IŞİD ve PKK mevzilerine yönelik saldırıları devam ediyordu. Peki, neler oluyor?
Öncelikle Kürt Koridoru meselesini biraz açalım. AKP yandaşı kalemler, operasyonların Kürt Koridoru’na karşı gerçekleştiğini söylüyor. Hatırlanacağı üzere, 2011-2012’de Suriye’de başlayan iç savaş neticesinde Esad, Suriye’nin kuzeyinden çekilmişti. Esad, o bölgeyi muhaliflere, yani El Nusra-ÖSO gibi Türkiye’nin de desteklediği Sünni silahlı güçlere terk etmektense PYD gibi PKK yanlısı Kürt gruplara bırakmayı tercih etmişti. Böylece Kürtler 3 bölgede “kanton” olarak nitelendirdikleri bağımsız yapılar kurdular. Batıdan doğuya doğru sıralarsak: Afrin, Kobani ve Kamışlı.
Kürtler daha sonra süreç içinde bu üç kantonun arasında kalan ve Türkmenlerle Sünni Arapların çoğunlukta olduğu bölgeleri yavaş yavaş Kürtleştirmeye koyuldular. Suriye’deki Esad karşıtı Sünni grupların bu bölgelerde pek ağırlığı yoktu. Türkiye ise o dönem bu üç Kürt kantonunun birleşerek Suriye sınırımız boyunca fiili bir Kürt devleti kurması sürecine karşı çıkmadı. Bu şüphesiz o günlerde AKP’nin PKK’yla yürüttüğü Kürt Açılımı’nın ve Oslo-İmralı müzakere sürecinin de önemli sonuçlarından biriydi. Anlaşılan AKP, PKK’nın Türkiye’deki askeri eylemlerine son vermesi karşılığında Suriye’deki bu Kürt Koridoru olgusunu sessizce karşılamayı tercih ediyordu.
Geçtiğimiz sene ise IŞİD’in hem Irak hem de Suriye’de atağa geçmesi üzerine Kürt Koridoru’nda durum değişti. IŞİD, Suriye’deki diğer Esad muhaliflerinin yapamadığını yaptı ve üç Kürt kantonu arasında kalan bölgelerde hakimiyet kurarak Türkiye sınırına ulaştı. Özellikle Kobani’de gerçekleşen çatışmalarda IŞİD Kürtlerin aleyhine önemli mevziler kazandı. Ancak o zamana kadar IŞİD’in genişlemesine çok fazla sesini çıkarmayan ABD, Kürt kantonlarının tehlikeye girmesi üzerine müdahale etti ve ABD bombalarının da katkısıyla IŞİD Kobani’den çıkarıldı.
Ancak ABD’nin Kürt yanlısı operasyonları durmadı, devam etti. Geçtiğimiz haftalarda Kobani ile Kamışlı arasında kalan Tel Abyad’ın da IŞİD’den Kürtlere geçmesiyle birlikte Suriye sınırımız boyunca geniş bir bölgede kesintisiz bir Kürt varlığı gerçekleşmiş oldu. Eğer Gaziantep’in tam güneyine düşen bölge de Kürtlerin eline geçerse Kürt Koridoru gerçekten kurulacak ve Türkiye Akdeniz’den İran’a uzanan bölgede güney sınırlarının tamamında PKK ve Peşmerge varlığıyla kuşatılacak. Bu şüphesiz ulusal güvenliğimiz için büyük bir tehdit.
ABD, Kürtlere karşı Türkiye’yi mi tercih etti?
“Yandaş” kalemler zafer cümleleri döktürüyor: “Tayyip ABD ile anlaştı. IŞİD’i vurmak karşılığında PKK’ya karşı harekâtlar için izin aldı.” Peki, durum gerçekten de böyle mi? ABD klasik bir emperyalist ülke. Çıkarlarını korumak için herkesi şaşırtan kıvraklıklar sergileyebilir, bir dönem müttefiki olarak desteklediği bir devleti zayıfladığı anda terk edebilir, hatta bizzat düşmanının yanında yer almaya koyulabilir. Bunun en bilindik örneği İran-Irak Savaşı’nda desteklediği Saddam’ı, savaşın hemen ertesinde Kuveyt işgalini bahane ederek devirmesidir.
Ancak Kürtler, ABD için kolaylıkla vazgeçilebilecek bir “müttefik” değil, bir “stratejik piyon”dur. ABD bazen İran’ı, bazen Sünni Arapları, bazen Türkleri, bazen de Şii Arapları müttefiki olarak görebilir. Ama ABD bunların hiçbirisine yüzde yüz güvenemez. Çünkü Ortadoğu’da kimsenin haddinden fazla güçlenerek ABD’ye kafa tutmasını içine sindiremez. Bu kendi emperyal hedefleri açısından büyük bir risk olur.
Kürtler ise ABD açısından herhangi bir tehlike arz etmez. Çünkü Kürtlerin Ortadoğu’da tarihsel hiçbir gücü yoktur. Hiçbir zaman bir Kürt devleti var olmamıştır. Ayrıca ABD, 90’ların başından beri Irak’ın kuzeyinde bir Kürt devleti kurma çabasının bir türlü sonuç vermemesinden de anlamış olmalı ki, etnik bir unsur olarak Kürtler Ortadoğu’da bir devlet kurma yetenek ve potansiyeline sahip olmaktan çok uzaktır. Bu durum, ABD için hem bir handikap hem de avantaj. Handikap, çünkü milyarlarca dolar masrafla desteklediği Kürtler bir türlü devletleşemiyor. Avantaj, çünkü Kürtler ne olursa olsun ABD desteğine muhtaç ve hiçbir zaman ABD’ye kafa tutacak bir potansiyeli barındırmıyor. Bu yüzden ABD’nin Kürtleri terk ederek Türkiye’yi destekleyeceğini düşünmek saflık olur.
AKP’nin sınır ötesi harekâtları PKK’ya ne kadar zarar verebilir?
Peki, ABD, Türkiye’nin PKK’ya yönelik sınır ötesi harekâtlara neden ses çıkarmıyor? Yandaş medyada estirilen havanın tersine, PKK bu hava operasyonlarıyla büyük zarar görmüyor. Türkiye 90’lı yıllar boyunca da sınır ötesi harekâtlar yaptı, ama o dönem bunların bir anlamı vardı. Türk Ordusu, PKK’nın Güneydoğu’daki varlığına öyle darbeler indirirdi ki, teröristler çareyi Irak’ın kuzeyine kaçmakta bulurdu. Türk Ordusu da sınır ötesi harekâtlarla o bölgelerde terör örgütüne son bir darbe indirmiş olurdu. Kısacası sınır ötesi harekâtlar tabiri caizse bir nevi “cila”ydı.
Günümüzdeki operasyonların ise böyle bir karakteri yok. PKK’nın Türkiye’deki varlığına yönelik herhangi bir operasyon düzenlenmiyor. KCK’dır, HDP’dir, yasal veya yasadışı hiçbir PKK mevzisine dokunulmuyor, direkt sınır ötesinde PKK kampları vuruluyor. Bu da elbette yeterli değil. Üstelik PKK kampları karadan değil havadan vuruluyor. Gerçekten kamplar zarar görüyor mu yoksa TSK dağı taşı mı bombalıyor, bilmemizin imkanı yok. Çünkü PKK kamplarıyla ilgili istihbarat ABD’den geliyor.
Bu yüzden ABD’nin sırf IŞİD’e karşı Türkiye’nin desteğini almak için PKK’ya karşı “sözde” bir operasyon düzenlemesinin önünü açtığı düşünülebilir.
Bu gidişle Kürt Devleti TSK’ya kurdurulacak
Aslında yaşananlar son derece basit… “ABD Türkiye’yi mi tercih etti?” ve “Tayyip ABD ile arasını düzeltti mi?” gibi karmaşık komplo teorileriyle uğraşmaktansa bazit gerçeklerle yüzleşmek gerekiyor:
1. Türkiye’nin Kobani ile Afrin arasında bir güvenli bölge oluşturması Kürt Koridoru’nu bir süre engelleyecek gibi dursa da aslında çok daha tehlikeli bir sonucu getiriyor: Kobani ve Kamışlı’daki Kürt varlığı kabullenilmiş oluyor. Dolayısıyla TSK’nın Suriye’nin kuzeyindeki varlığı Kürt devletini engellemiş değil, mevcut halini tescillemiş oluyor.
2. Esas tehlike ise sonrasında yaşanacaklar… Kürtlerin hamiliğinden kolay kolay vazgeçmeyecek ABD, Türkiye’ye şöyle bir oyun oynayabilir: IŞİD’e yönelik operasyona ses çıkarmaz, hatta İncirlik ve diğer üslerden kalkan uçaklarıyla destek olur. IŞİD, Türk Ordusu’nun müdahale ettiği bölgeyi boşaltır ya da boşaltmak zorunda kalır. Ardından da ABD, “Tamam, IŞİD sınırınızdan uzaklaştı, artık sınır ötesi operasyonlara son verin ve bu bölgeyi boşaltın” der. Türkiye (ya da Tayyip) ABD’nin böyle bir talebine direnebilir mi? Elbette hayır. Peki TSK, o bölgeden ayrıldığında yerini kim doldurur? Elbette PKK/PYD…
Dolayısıyla yaşanacak şey şu: Kürtler, Afrin-Kobani arasındaki Türkmen ve Sünni Arap çoğunluğu nedeniyle kantonlarını bir türlü birleştiremiyor. TSK’nın “IŞİD karşıtı” operasyonu sayesinde uzun vadede bunu gerçekleştirebilmiş olacaklar.
Kısacası TSK, aslında PYD/PKK için bir “ön temizlik” yapıyor. TSK’nın ileride Afrin-Kobani arasındaki bölgeden çekilmesi ile sınırımız boyunca bir Kürt Koridoru gerçekten kurulmuş olacak! Oyun içinde oyun… Tayyip’in ülkeyi bir savaşa sürükleyerek erken seçimi kazanmak için kurduğu stratejinin sonucu Suriye’nin kuzeyini Kürtlere terk etmekle sonuçlanacak!
Tayyip’in umurunda mı? Elbette değil. Tayyip için tek vatan toprağı Kaç-AK-Saray’dır. O sarayda oturmaya devam ettiği sürece sınırlarımız daralmış, komşularımız değişmiş, umurunda olmaz. Suriye’de, Irak’ta, hatta Türkiye’de Kürdistan kurulsun, kendisi Saray’da kaldığı sürece sesini çıkarmaz…
AKP’nin PKK karşıtı “operasyon”larından memnun olanlara duyurulur!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder