3 Kasım 2015 Salı

MHP Neden Kaybetti

1 Kasım sonuçları, AKP dahil, herkes için sürpriz oldu. AKP’nin 7 Haziran’dan beri yürüttüğü kaos stratejisinin nasıl sonuç vereceği bir muammaydı. AKP düşmekte olan oylarını koruyabilir, hatta arttıra da bilirdi. Ama %49 ile 2011 seçimleri seviyesine geri döneceğini en yandaş anket şirketleri bile öngörememişti.
AKP nasıl kazandı sorusundan çok “Muhalefet nasıl kaybetti” sorusunu yanıtlamak gerekmektedir. Bugünlük MHP için bir analizle başlayalım.
MHP’nin oy oranları ve sayıları 2011 seçimlerinden beri şöyleydi:

2011, %12.98, 5.575.993 oy, 53 milletvekili
7 Haziran 2015, %16.29, 7.520.006, 80 milletvekili
1 Kasım 2015, %11.93, 5.599.492, 41 milletvekili

MHP 2011’den de Geriye Düştü

MHP’nin yaşadığı çöküş ortada. Üstelik, 2011 seçimleri de değerlendirmeye alındığında çöküşün daha büyük boyutta olduğu görülecektir. MHP, 2011’de %13 gibi bir orana sahipken, özellikle Karadeniz ve İç Anadolu’da AKP seçmeninden kazandığı oylarla 7 Haziran’da %16.3’e ulaşmıştı. 1 Kasım’da ise %12 oyla, sadece 7 Haziran’da kazandığı %3.5 kadar oyu kaybetmekle kalmamış, 2011’in de gerisine düşmüştür. 2011’le kıyaslandığında %1’lik bir gerileme söz konusudur.

MHP 7 Haziran’da Oylarını Nasıl Artırmıştı?

MHP’nin 1 Kasım’da neden kaybettiğini anlamanın yolu biraz da 7 Haziran’da neden kazandığını ortaya koymaktan geçiyor. MHP 7 Haziran seçimleri öncesinde çok doğru bir kampanya yürütmüştü. CHP başta olmak üzere muhalefete asla sataşmamış, bütün gücüyle AKP’ye yüklenmişti. Hatta PKK/HDP karşıtı söylemini bile ikinci plana atarak, 17-25 Aralık operasyonunu öne çıkarmıştı. Bir yandan da Tayyip’in kurmaya çalıştığı diktatörlük sistemine karşı bir söylem de geliştirmişti. Bu söylem Gezi eylemlerinden beri başlayan, 17-25 Aralık’tan sonra ise giderek artan AKP karşıtı havanın AKP seçmeninde de yer bulmasını sağlamıştı. MHP’nin 7 Haziran’da AKP’den kazandığı %3.5 oyun sırrı buydu.

Diğer yandan, 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP ile ortak aday olarak göstermesi ve yine bütün muhalefetle birlikte bu adayın arkasında durarak seçim çalışmalarını yürütmesi de MHP açısından çok olumlu puanlar getirmişti. MHP böylece hem 80 öncesinden kalma “kavgacı/marjinal” imajını ortadan kaldırmayı hem de Gezi eylemlerinden sonra Tayyip’in yarattığı “gerginlik ortamı”ndan rahatsız olan kesimlere “ılımlı” mesajlar vermeyi başarmış oluyordu.

Bahçeli’nin 7 Haziran Gecesi Yaşadığı Keskin Söylem Değişikliği

7 Haziran gecesinden başlayarak MHP’de, daha doğrusu Bahçeli’de keskin bir söylem değişikliği yaşandı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden beri, çok doğru bir şekilde, CHP’ye vurmayı bir kenara bırakmış MHP, bir anda CHP karşıtı bir söylem geliştirdi. Halbuki AKP %40’da kadar gerilemiş ve ilk defa tek başına iktidar şansını kaybederek muhalif kesimleri umutlandırmıştı.

Bahçeli’nin ilk geceden CHP ile koalisyona yanaşmayacağı açıklamaları muhalif kesimlerde büyük hayal kırıklığı yarattı. Kılıçdaroğlu’nun bir jest yaparak “gerekirse başbakanlığı da MHP’ye bırakırız” şeklindeki son derece makul koalisyon teklifini “Bizi başbakanlıkla kandırmaya kimse cüret edemez” gibi herkesi şaşırtan sertlikte reddetti. CHP’ye yönelik bu uzlaşmaz tavrını Meclis Başkanlığı seçimlerinde de devam ettirdi. Bahçeli’nin CHP’den HDP’ye kayan oylar üzerinden yaptığı “Boğazda viski içip HDP’ye oy veren şerefsizler” gibi söylemleri de tepki topladı. MHP, 7 Haziran öncesi “AKP karşıtı” pozisyondan bir anda “sol karşıtı” söyleme dönmüş oluyordu.

Böylece Bahçeli, Gezi eylemlerinden beri başlayan AKP/Tayyip karşıtı muhalefet bloğunu parçalamış oluyordu. Bu bloğun parçalanması, Tayyip’in de devrilmeyeceği anlamına geliyordu. Tayyip devrilmeyecekse, MHP’ye kaymış AKP seçmeninin de geri dönmesi gayet normal bir şeydi… Sonuçta o oylar MHP’ye CHP düşmanlığı yapsın diye değil, AKP’yi devirsin diye gitmişti…

MHP Sayesinde AKP “PKK İşbirlikçisi” İmajını Düzeltti

MHP’nin HDP karşıtı bir söylem geliştirmesi, hatta bu söylemi ön plana çıkarması anlaşılır bir şeydir. Ancak 7 Haziran öncesinde ikinci plana ittiği HDP meselesini, 8 Haziran’dan itibaren neden bu kadar öne çıkardığını anlamak da mümkün değil. MHP’nin bir anda HDP karşıtı söyleme sarılması aslında AKP’ye yaradı. AKP, MHP’ye kaptırdığı oyları “PKK karşıtlığı” yaparak geri kazanabileceğini düşünüyordu. MHP’nin ısrarla dikkatleri HDP’nin 80 milletvekiline çekmesi ve “CHP gitsin HDP’yle koalisyon yapsın” gibi söylemleri tam da Tayyip’in istediği zemini de yaratmış oluyordu.

Ardından Saray'ın yönettiği kaos planı devreye girdi. Bir anda PKK terörü patlak verdi. Ve ardı ardına şehitler gelmeye başladı. MHP ise, Saray'ın yönettiği bu kaos döneminde PKK-HDP karşıtı tavır koymasa, AKP’den kazandığı oyları kaybedecekmiş gibi bir endişeye kapıldı. AKP de gerek sosyal medyadaki trolleri gerekse yandaş medyasıyla bu endişeyi körüklemeyi başardı. Sonuç olarak Bahçeli, bu kritik dönemde eleştiri oklarını AKP’ye yöneltmek yerine “PKK terörü artıyor” söylemine sarıldı. Böylece “Açılımcı, PKK işbirlikçisi AKP” imajı, MHP’nin de yardımıyla “PKK’yla mücadele eden AKP”ye dönüşmüş oldu.

MHP’nin PKK Karşıtlığı İnandırıcı Bulunmuyor

MHP, AKP tabanından oyları hırsızlıklara ve diktatörlüğe vurarak almıştı. Bu tavrına devam etse, yani muhalefet bloğunu parçalamasa bu oyları koruyabilirdi. Ancak bunu yapmadı. Aksine, AKP’nin PKK’ya karşı başlattığı “sözde” mücadeleyi de destekleyerek kendi topuklarına sıktı. Böylece AKP, “PKK’yla savaşıyoruz, destek olun” söylemiyle MHP’ye kayan oyları geri almayı başardı.

Seçmenler bir partiye çeşitli beklentilerle oy verir. Bu beklentilerinin karşılanmadığını düşünürse de oyunu geri çeker. Bir benzerini 2002 seçimlerinde yaşamıştı MHP. 1999 seçimlerinde, Apo’nun da yakalanmış olmasının yarattığı havayla %18 gibi tarihinin en yüksek oranına ulaşmış, ancak iktidar ortağı olmasına rağmen Apo’yu idam edilmesini sağlayamadığı için 2002’de baraj altında kalmıştı. MHP’ye “Apo’yu assın, PKK’dan hesap sorsun” diye oy veren %9-10’luk bir kesim desteğini geri çekmişti.

MHP’nin 1 Kasım’da yaşadığı düşüşün nedeni de budur. AKP’nin hırsızlıklarından, Tayyip’in diktatörlüğünden ve Türkiye’nin gidişatından endişe duyan %3-4’lük bir AKP’li kesim MHP’ye yönelmişti. Ama bu kesim 7 Haziran sonrası MHP’nin bu konularda hiç de endişeli olmadığını gördü, beklentileri karşılanmadı. AKP’nin yarattığı “PKK’ya karşı mücadele ediyoruz” havası, MHP’nin de bu havayı körüklemesiyle bu kesim AKP’ye geri döndü. Madem terörle mücadele edilecekti, AKP’nin tek parti iktidarı tercihe edilebilirdi bu kesime göre. Ayrıca, MHP’nin uzlaşmaz tavrı da, Türkiye’yi bir belirsizliğe sürüklemekteydi. AKP bu hissiyatı da kullanarak “madem muhalefet koalisyon kurmayı beceremiyor, AKP iktidarına devam” kararının oluşmasını sağladı.

MHP, 3 Kasım’dan Sonra 1 Kasım’da da İktidarı Altın Tepside AKP’ye İkram Etti

MHP bu şekilde ikinci kez iktidarı altın tepside AKP’ye vermiş oluyor. İlki, hatırlayacaksınız 3 Kasım 2002 seçimleriydi. Bahçeli, krizden yeni çıkmış bir hükümetin ortağı olarak “erken seçim” çağrısında bulunmuştu. Bu çağrının tam bir siyasi intihar olduğu ortadaydı. 2001’de kriz yaşamış bir Türkiye 2002’deki seçimde elbette hükümet ortağı partilere oy vermeyecekti. Nitekim 3 Kasım 2002’de kriz hükümetinin üç ortağı, DSP-MHP ve ANAP, büyük hezimet yaşayıp baraj altı kaldılar. AKP de tek başına iktidara geldi. Seçim Bahçeli’nin istediği gibi erkenden 2002’de değil de, 2003’te vakti geldiğinde yapılsa, AKP tek başına iktidar olmayabilirdi. Bu nedenle AKP iktidarının başlaması biraz da Bahçeli’nin hediyesidir.

Benzer bir hediyeyi Bahçeli 1 Kasım 2015’te de verdi AKP’ye. 7 Haziran’da büyük bir fırsat tepildi Bahçeli yüzünden. Tek başına iktidar şansını yitirmiş bir AKP, devrilebilir, farklı bir hükümet ve bürokrasiyle adil bir erken seçime gidilebilir ve AKP tarihin çöplüğüne atılabilirdi. Kısacası 1 Kasım, 3 Kasım’dan sonra Bahçeli’nin ikinci iktidar hediyesidir AKP’ye…

MHP, AKP Karşıtlığı Yapmadan AKP Tabanından Oy Alamaz

2011’le karşılaştırıldığında MHP, %1 oy kaybı yaşamıştır. 2011-2015 arası Oslo demektir. Açılım demektir. PKK’yle masaya oturulması demektir. Böyle bir dönemde dahi MHP’nin oy yitirmesi üzerinde düşünülmesi gereken bir konu. MHP’li arkadaşlar belki kızacak ama, dost acı söyler: MHP’nin PKK karşıtı söylemi inandırıcı bulunmuyor. Bunun en önemli nedeni MHP’nin 1999’daki iktidarında Apo’yu asamamasıdır. Ve dikkat edin, Türkiye’de ne zaman milliyetçilik yükselse ve AKP “PKK yandaşlığı”yla suçlansa, Tayyip hep aynı savunmayı yapar: “MHP, Apo’yu ipten kurtardı.” Algı bu. Ve AKP hep bu algıya oynayarak milliyetçi oyların MHP’ye kaymasını engelliyor.

MHP, PKK karşıtlığını bıraksın demek istemiyorum. Asla. Sadece MHP değil, bütün partiler PKK karşıtı olsun, bu beni mutlu eder. Ama MHP, söylemlerini PKK karşıtlığıyla sınırlandırınca kaybediyor. Ve 7 Haziran sonrasında da gördük, MHP PKK karşıtlığını AKP’ye karşı gelmemenin bahanesi haline getiriyor. CHP ile birlikte Meclis Başkanı seçmemek için ya da koalisyon kurmamak için öne sürdüğü “Asla HDP’yle yan yana gelmeyiz” gerekçesi bu nedenle kimseye inandırıcı gelmedi.

MHP, 2011’den beri yaşadığı %1’lik kaybı bu şekilde değerlendirmelidir: MHP, misyonunu PKK karşıtlığıyla sınırlandırırsa kaybediyor. Çünkü bu konuda sicili (maalesef) çok temiz değil. Ne zaman ki merkez sağda AKP’nin bir alternatifi pozisyonuna bürünüyor, işte o zaman kazanıyor. Bu da gayet normal. AKP’den farkınıçı ortaya koyacaksınız ki, AKP’ye bir alternatif olarak ortaya çıkabilin ve AKP tabanından oy alın. Sonuç olarak, MHP, oklarını CHP’ye ve sol kesime yönlendirerek değil, CHP’ye ve diğer muhalif kesimlere yakınlaşarak AKP tabanından oy alabilir.

Bahçeli’deki “Cesaret” Sorunu

Aslında 7 Haziran’dan beri MHP’de yaşananların gayet basit bir açıklaması var: Bahçeli, AKP’yi devirmekten çekindi. Çünkü AKP’yi devirmek demek, bir enkaz devralmak demek. Çöken bir ekonomi, herkesi kendimize düşman etmiş bir dış politika söz konusu. Kürt meselesinde de PKK, son derece güçlenmiş bir pozisyonda bekliyor. Kürdistan ha kuruldu ha kurulacak…

Bahçeli, bence, hem devralacağı enkazdan çekindi, Kürdistan’ın kurulacağı bir dönemde iktidar olmak istemedi. Yiğidi öldür hakkını teslim et demişler. Her ne kadar CHP’ye de çok eleştirim olsa da, Kılıçdaroğlu en azından 7 Haziran sonrası sorumluluk alma konusunda Bahçeli’den daha iyi bir noktada durdu.

Anladığım kadarıyla Bahçeli ne bu ülkeyi yönetecek ne de Kürdistan’ın kuruluşunu engelleyecek cesarete sahip. 7 Haziran’da AKP’yi devirmekten ve CHP ile koalisyon kurmaktan korkmasının başka bir açıklaması olamaz.

MHP’nin bu cesarete sahip bir lidere ihtiyacı var. MHP bu dönüşümü sağlayamazsa, çok daha büyük bir hezimetle karşılaşabilir. 

Türk milletinin ayağa kalktığı günler gelecek. AKP de devrilecek, Kürdistan da engellenecek. MHP ya bu yeni dalgaya katılır ya da içinde boğulur... 

Bizden söylemesi...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder