7 Haziran seçimlerinden sonra hatırlayacaksınız, AKP işi oldukça ağırdan almış, Meclis Başkanlığı seçimi, “45 günlük görev verme süresi” gibi derken 2 aylık bir süreç sonunda bile Bakanlar Kurulu oluşturulmamıştı. Tabii amaç, yeniden bir seçime kadar ülkeyi oyalamak ve CHP ile MHP’nin koalisyon kurmasını engellemekti. Tayyip, malum, “tek başına” AKP iktidarı dışındaki seçenekleri, AKP’li bir koalisyon ya da muhalif partilerin koalisyonu istemiyordu.
Tabii 1 Kasım’daki seçimleri AKP tek başına alınca, geçtiğimiz dönem uzun süren Meclis Başkanlığı seçimidir, Başbakanın görevlendirilmesidir, 20 günde halledildiğini gördük. 1 Kasım’da seçim oldu, yeni kabine ise 24’ünde açıklandı…
Her ne kadar Başbakan Davutoğlu olsa da Kabine üyelerinin Tayyip tarafından belirlendiği gün gibi aşikar. Bunu yandaş yazarlar da kabulleniyor, maalesef muhalefet de. Bakanlar Kurulu’nun Cumhurbaşkanı olmasına rağmen hâlâ Tayyip tarafından belirlenmesi hem Türkiye açısından pek bir şeyin değişmediğinin göstergesi, hem de aslında çok şeyin değişeceği bir döneme girdiğimizin habercisi. Davutoğlu’nun iyice silik bir siyasi karaktere dönüşmesi ve Tayyip’in hem Cumhurbaşkanlığı hem de Başbakanlığa soyunması“Başkanlık” sistemine fiili bir dönüşü gösteriyor.
Damat Berat Paşa
Kabine’deki tek tek isimler üzerinde durmanın çok anlamı yok. Çünkü Kabine açıklanır açıklanmaz sosyal medyada en çok paylaşılan espri bütün kabinenin Tayyip olduğu resimlerdi. Yeni Kabine’de bakanlar bakan değil, Tayyip’in gölgesi. Ülke fiilen bir mafya rejimi edasıyla yönetilirken bakanlar da mafya babasının görevlendirdiği yöneticilerden öteye geçemiyor tabii ki.
Ancak bir isim var ki, üzerinde durmak gerekiyor: Berat Albayrak. Tayyip’in damadı olmaktan başka bir meziyeti olmayan Berat Albayrak, Enerji Bakanı olarak atanarak tarihe“Damat Berat Paşa” olarak geçti.
Anlaşılan Tayyip, mafya sisteminin değişmezi olan “sadece aileye güven, ailen için her şeyi yap” felsefesiyle hareket etmiş.
Berat Albayrak, hatırlatalım, 17 Aralık sonrası yayınlanan ünlü “sıfırlama tapeleri”nde Çin malı kâğıt öğütücülerine karşı hassasiyetiyle tanınmıştı. 17 Aralık sonrası çıkan tapelerde Erdoğan ailesinin paraları sıfırlama telaşının yanı sıra belgeleri de yok etme çabasına giriştiği ve bir kağıt öğütme makinesi arayışına girdiği ortaya çıkmıştı. Damat Berat Paşa, işte bu tapelerde, Çin malı kâğıt öğütme makinesi almak isteyen çalışanını şu şekilde azarlayarak boy göstermişti:
“Orada dolanma ora 5 para etmez. Ben ona niye para vereyim bir daha. Adam gibi büyük bir şey al. Yabancı marka büyük bir şey al. Büyük bir şey al yani.”
Demek, bayağı bir belge yok etmişler… Neyse, konumuz bu değil…
Damat Berat Paşa’nın onca bakanlık arasında Türk Devleti’nin en büyük ithalat kalemi olan enerjinin başına geçmesi de sanırız pek çok şeyi açıklıyor!
Berat Albayrak’ın bakanlığı bir başlangıç olarak görülmeli. Gelen tepkileri ölçerek, Tayyip, bir sonraki kabineye oğlu Bilal ve kızı Sümeyye’yi de sokacaktır.
Sanırız, TÜRGEV’de milli eğitim müdürleriyle yaptığı toplantılarından da tanıdığımız Bilal’i, fiilen yürüttüğü bir göreve aslen atanmış olarak görebiliriz: Milli Eğitim Bakanlığı.
Sümeyye de ilginç bir şekilde son birkaç yıldır ortadan kaybolsa da, bir dönem Tayyip’in dış gezilerinde yanından ayırmadığı bir isimdi. Sanırız Tayyip’in kızı için aklında olan mevki Dışişleri Bakanlığı. Damat Berat Paşa’nın da bir sonraki kabinede “başarılı” enerji bakanlığı performansının ardından Başbakan Yardımcısı olarak görebiliriz.
Ahmet Hakan da Ali Kemal olma çabasında: Damat Berat Paşa yağcılığı
Tüm Türkiye, Damat Berat Paşa’nın neden bakan olduğunu ve neden özellikle enerji bakanlığına atandığını bilir ve “bu kadar da olmaz” derken şaşırtıcı bir yazı Ahmet Hakan’dan geldi. Yandaş medyada yapılan yağcılıklara alışmıştık. Dönem dönem Ahmet Hakan’ın da AKP yandaşlığına soyunduğu yazıları olmuştu. Ama Damat Berat Paşa gibi çok tepki çeken bir ismi savunacak pozisyona hiç düşürmemişti kendisini.
Aynen şöyle diyordu Ahmet Hakan:
“İstediğin kadar ABD’nin en iyi üniversitelerinde oku. İstediğin kadar dereceler yap. İstediğin kadar uzman ol. İstediğin kadar iyi bir kariyerin olsun. İstediğin kadar göreve en layık adam ol. İstediğin kadar damat olmasan da o göreve getirilebilecek bir isim ol. Değil mi ki damatsın. Kariyerinle, okuduğun mekteplerle, uzmanlığınla kabinede görev almaya en layık kişi olsan da… Kabinenin en tartışmalı ismi olmaktan kurtulamazsın.”
Dedik ya, böyle bir yağcılık hiçbir yandaş yazara nasip olmamıştı. Ahmet Hakan’ınHürriyet gazetesine yapılacak Tayyip darbesinde Genel Yayın Yönetmeni yapılacağı konuşuluyordu kulislerde… Tayyip, buna yanaşır mı bilinmez ama Ahmet Hakan’ın hedefinin bu olduğu biliniyor. Bu yazı, sanırız bu yolda atılmış son adımdır.
Damat Ferit’liğe soyunan Berat Albayrak’la Ali Kemal’liğe soyunan Ahmet Hakan’a bir hatırlatma yapalım. Birinci Dünya Savaşı sonrası Osmanlı’nın en kudretli isimleri olan bu ikisi tarihe nasıl geçti dersiniz? “Hain” olarak anılmak dışında, Ali Kemal linç edilerek, Damat Ferit Paşa ise kaçtığı Fransa’da yapayalnız öldü.
Yağcılık ve alçaklıkta pervasızlık, çöküş dönemlerinde bir yerlere gelinmesini sağlayabilir. Ama her millet çöküşün ardından bir silkinme dönemi de yaşar. Ve hesabı sorulmamış bir yağcılık ve alçaklık da görülmemiştir…
Anayasa değişikliği sinyali: Türk ifadesi çıkarılıyor
1 Kasım seçimlerinin ardından başlayan en önemli tartışmalardan birisi “milletvekili yemini” oldu. HDP’li vekillerin başlattığı bu tartışmada AKP’liler de hemen Türk karşıtı safta yerlerini aldılar. En çarpıcı açıklama AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’den geldi:
“Hiçbir demokratik ülkenin meclisinde ve anayasasında olmayacak şekilde kötü yazılmış bir yemin metni. İdeoloji kokan, ayrımcılık kokan, baştan sona imla hatalarıyla dolu, tabi ki darbe dönemlerinin anayasasının yemin metnidir”
Tam da bu tartışmaların ardından açıklanan yeni Hükümet Programı’nda geçen şu ifadeler Anayasa’daki “Türklüğün” kaldırılmasının planlandığını gösteriyor:
“Milletin kültürel ve toplumsal çeşitliliğini tanıyan, herhangi bir etnik veya dini kimliğe referans yapmayan bir vatandaşlık tanımını esas alınacak. Yeni ve sivil anayasa, toplumun herhangi bir kesiminin dışlanmasına yol açacak değer yargıları ve siyasal tercihler barındırmayacak.
Anayasa tüm toplumu kucaklayan, kader birliğimizi yansıtan, demokratik denge ve denetim ilişkisini esas alan bir mahiyette hazırlanacak. Yeni anayasa, ortak değerleri ve çeşitlilik içinde birlik anlayışını esas alacak.”
Bu cümlenin altına HDP’nin de imza atacağı malum.
Anlaşılan AKP-HDP el ele Anayasa’yı değiştirecekler. Milletvekili yemin metnini de düzenleyip Anayasa’daki “Türk” ifadelerini çıkaracaklar…
Tayyip zaten seçimden hemen sonra yaptığı açıklamada gerekirse referanduma gidilerek yeni Anayasa’nın hazırlanacağını açıklamıştı. Bunun için AKP’nin 20-25 milletvekilinin desteğine ihtiyacı var. Bu desteği HDP’den almayı düşündükleri yemin tartışmalarıyla ortaya çıkmış oldu.
Tabii, yeni Anayasa demek Başkanlık Sistemi demek. Tayyip’in yana yakıla Anayasa değiştirmek istemesinin nedeni bu.
HDP, 7 Haziran sonrası “buzdolabına kaldırıldığı” açıklanan Çözüm Süreci’nin tekrar devreye sokulması için AKP’ye bu yeni Anayasa ve Başkanlık Sistemi için destek vermekten geri durmayacaktır. “Türklük” ifadelerinin kaldırılması da “hani Başkan yaptırmayacaktınız” diyeceklere sunacakları bahane olacaktır.
AKP de bu vesileyle, eski “yetmez ama evet”çiler ve HDP’yle ilişkilerini de toparlamış olur. Çünkü, malum, bu cephenin ortak düşmanı Türklük…
Yeni Hükümet’in ilk icraatı: Can Dündar’ın tutuklanması
Yeni Hükümet daha güvenoyu almadan ilk icraatını gerçekleştirdi: Cumhuriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Yazıişleri Müdürü Erdem Gül tutuklandı. Hatırlayın, 1 Kasım’ın hemen sonrasında da Nokta dergisi için aynı tutuklamalar yapılmıştı. Ardından da Samanyolu TV Türkiye uydularından kaldırılmıştı.
Türk Solu’nu 2 yıldır susturmaya çalışıyorlar. Ardından Cemaat basınını hedef aldılar. SıraCumhuriyet’e geldi.
Burada da duracaklarını kimse sanmasın, bir sonraki durak Hürriyet ve Sözcü olacak. Tayyip, savaşa sürüklediği bir ülkede elbette özgür basın istemez. Önce muhalif basın susturulacak ki savaş tamtamlarını rahatlıkla çalabilsinler.
Anlayacağınız Yeni Hükümet’in Türkiye’ye sunabileceği iki icraat var: Savaş ve Yeni Anayasa.
İkisi de Başkanlık seçimine geçiş için Tayyip’in gerekli gördüğü adımlar.
Kısacası bu Hükümet’in önünde kendi kendini imha dışında bir program bulunmuyor…
Tabii bu programın da tek bir sonucu olacak: Türk milletinin uyanışı…
(Türk Solu'nun 506. sayısında yayınlanmıştır.)
(Türk Solu'nun 506. sayısında yayınlanmıştır.)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder